savas-kuramlari-anasayfaSUNUŞ / Prof. Dr. Faruk Sönmezoğlu

Savaş, insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Tarih, önceleri çeşitli şekillerde bir araya gelen insan kümeleri, kavimler, sonraları imparatorluklar, ulusal devletler, çeşitli ittifaklar yoluyla saflaşan insan topluluklarının savaşlar yoluyla gerçekleştirdikleri mücadeleler ile doludur. Toplumların hayatında, savaşın simetriği olan barış dönemleri genellikle çok daha uzun olmakla beraber, daha çok sözü edilen savaş ve savaş dönemleri olmaktadır. Çünkü genellikle, dünyadaki önemli düzenlemelerin, gelişmelerin büyük bir bölümü ne yazık ki savaşlar aracılığıyla belirlenmiştir, belirlenmektedir.


En basit anlamıyla savaş, dünyada var olan toplumların kendileri için önemli olduğu düşünülen bazı değerleri elde etmek ve/veya korumak için giriştikleri mücadeleler olarak ifade edilebilir. Bu değerler; şan/şeref, hükümdar kaprisi gibi öğelerden dini anlaşmazlıklara, toprak sorunlarına, ekonomik çıkarlara kadar uzanan geniş bir yelpaze üzerinde konumlandırılabilir. Bir başka deyişle “Savaşlar neden çıkar?” ya da “devletler neden savaşır?” sorularının cevapları bu yelpaze üzerinde aranmalıdır. İşte sosyal bilim tarihi boyunca, siyasi tarih, siyaset bilimi, uluslararası politika gibi alanlar çerçevesindeki birçok çalışmada bu sorulara uygun cevaplar bulunmaya çalışılmıştır. 


Uluslararası politika disiplininde klasik anlamıyla savaş, devletlerin bazı amaçlarına ulaşmak için kullandıkları diplomasi/propaganda, ekonomik yöntemler gibi dış politika araçlarından birisi, diplomasi ile birlikte en eskisidir. Tarih boyunca düşünürler, bu doğrudan insan ve toplum hayatını tahrip eden aracın kullanılmasını genellikle meşrutiyet açısından ele almışlar, kullanımını tamamen sona erdirmekten çok doğru / haklı bir amaca yönelik olarak kullanımının gerçekleşip gerçekleşmediği ile ilgilenmişlerdir. Daha yakın dönemlerde ise savaş aracına ilişkin olarak üzerinde en fazla durulan konu, kullanımı tamamen önlenemeyen bu aracın daha insancıllaştırılması, daha az tahripkâr olmasının sağlanması olmuştur. Günümüzde devletlerin dış politikalarında bir araç olarak kullanımı çok özel durumlar dışında meşru görülmese de, savaş hâlâ dış politika araçları açısından [en azından] bir ultima ratio olarak önem taşımaktadır. Bunun böyle olduğu, bu alana ilişkin olarak seferber edilen kaynaklardan, yapılan harcamalardan anlaşılabilmektedir.


Günümüzün küreselleşen dünyasında ortaya çıkan bazı gelişmeler, savaş olgusunun farklı bir görünüm kazanmasını da beraberinde getirmiştir. Öncelikle, Soğuk Savaş sonrası dünyada giderek öne çıkan etno-dinsel kimliklere dayalı politikalar nedeniyle, klasik savaş olgusuna farklı bir görünüm kazandıran iç savaşlar yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Ayrıca, ülkelerin iç ve dış politika ortamlarını ayıran siyasi sınırların geçirgenliğinin eski dönemlere göre hissedilir bir oranda artmış olması, klasik savaşlar ile iç savaşlar arasındaki ayrımın giderek belirsizleşmesine neden olmaktadır. Bütün bu gelişmeler ise savaş olgusunun gerek akademik nitelikli çalışmalar zemininde gerekse doğrudan uygulamalı uluslararası politika ortamında yeni değerlendirme çabalarına konu olmasını beraberinde getirmiştir.


Değerli meslektaşım Prof. Dr. Erhan Büyükakıncı, oldukça zorlu bir çabaya girişerek, tanımından tipolojik kategorizasyonuna kadar oldukça karmaşık bir görünüm sergileyen bu olguyu, farklı dönemlerin ve bakış açılarının önde gelen temsilcilerinin görüşlerinin irdelenmesi üzerinden bizlere sunan bir çalışmalar dizisini başarıyla bir araya getirmiştir. Bunu özellikle de genç akademisyenler ve akademisyen adayları aracılığıyla gerçekleştirebilmiş olması ise ayrı bir takdire değerdir. Kendisini ve yazarlar kadrosunu bu zorlu görevi başarıyla gerçekleştirmiş olmaları dolayısıyla kutluyor, çalışmanın konuya ilişkin olarak Türkçe literatürde bir boşluğu dolduracağına olan inancımı belirtmek istiyorum. Nice benzerinin gelmesi dileğiyle…

Item 1