ÖNSÖZ

 

ERHAN BÜYÜKAKINCI

Savaş, öyle mızraklı, trampetli bir bayram değildir. Onun manzarası kandır, acıdır, ölümdür. L. Tolstoy (Sivastopol Hatıraları, 1955)

Ünlü yazar John Steinbeck, savaş muhabirliği yaptığı II. Dünya Savaşı hatıralarından derlediği Bir Savaş Vardı başlıklı kitabının giriş yazısına şu satırlarla başlar:

Bir zamanlar bir savaş vardı, ama öyle uzun zaman önceydi, başka savaşlar ve başka türlü savaşlar yüzünden öyle gerilere itelendi ki orada bizzat bulunan insanlar bile bu savaşı unutmaya meyletti. […]

Belki kazaları unutmak doğru ve hatta gereklidir. Savaşların da türümüzün teşne olduğu bir kaza çeşidi olduğu kesin. Eğer kazalarımızdan ders alabilseydik anıları canlı tutmak iyi bir fikir olabilirdi. Ama ders almıyoruz. Antik Yunan’da en azından yirmi yılda bir savaş olması gerektiği söylenirdi, çünkü her nesil savaşın nasıl bir şey olduğunu bilmeliydi onlara göre. Bize gelince ise, bizler savaşı unutmaya eğilimliyiz, yoksa bu kanlı saçmalığa bir daha hiç bulaşmazdık.


Amerikan İç Savaşı’na “centilmen savaşların sonuncusu” deniliyordu; İkinci Dünya Savaşı’nın da uzun küresel savaşların sonuncusu olduğu su götürmez. Bir sonraki savaş, eğer bu savaşın olmasına izin verecek kadar aptalsak, her türlü savaşın sonuncusu olacaktır. Geride savaşı hatırlayacak kimse kalmayacak. Ve eğer gerçekten bu kadar aptalsak, evrimsel açıdan türümüzü devam ettirmeyi hak etmiyoruz demektir. Şimdiye dek diğer pek çok tür uyum sağlama çabalarındaki hataları nedeniyle yeryüzünden silindi. Aşırı silahlanmanın, aşırı süslenmenin ve çoğu örnekte olduğu gibi, aşırı bütünleşmenin türün yakın zamanda neslinin tükeneceğinin semptomları olduğunu söyleyen değişmez doğa yasasından bağışık değiliz hiç birimiz. […]


[…] Arkadaşım Jack Wagner Birinci Dünya Savaşı’na katılmıştı; kardeşi Max de İkinci Dünya Savaşı’na. Jack kendi bildiği savaşı sahiplenip savunarak ondan “Büyük Savaş” diye bahsedip kardeşini deli ediyordu. Oysa “Büyük Savaş” her zaman kendi yaşadığınız ve bildiğiniz savaştır.


Ama gerçekten biliyor musunuz o büyük savaşı? Sebeplerini, olaylarını, dehşeti ve sevinçleri hatırlıyor musunuz? Orada olan insanlarının kaçının bunları hatırladığını merak ediyorum. […]

Uzunca bir zamandır korkudan ve yalnızca korkudan beslendik ve korkudan iyi bir şey doğmaz. Korkunun çocukları karanlığımızda üreyen zulüm, aldatmaca ve şüphedir. Atom bombası denemeleriyle havayı zehirlediğimiz gibi, ruhlarımızı da korkuyla, yüzü olmayan, aptal, tümörleşmiş dehşetimizle zehirledik.”

 

Savaş teması, uluslararası ilişkiler çalışmalarında en temel konuların başında gelmektedir, çünkü disiplinimizin inceleme konuları çoğunlukla güç mücadeleleri, çatışmalar, güvenlik sorunları ve diplomasi tarihi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Uluslararası ilişkiler kuramlarının temel paradigmaları savaşı doğrudan incelemek yerine sistemi düzenleyen bir araç olarak görme eğiliminde olmuşlardır. Batı merkezli düşünce dünyası savaşı yüceleştirmek, devlet, toprak, din ve ideoloji uğruna bir gaza davası gibi görmek, hatta insan doğasına uygun bir ihtiyaç olarak sunmak adına kullanmıştır. Tukidides’ten Clausewitz’e kadar birçok düşünürün ve Jül Sezar’dan Napolyon’a dek birçok liderin savaşı haklı gösterme çabaları, tarihsel hikayelerden taktik stratejilere değin birçok farklı metin biçimiyle karşımıza çıkmıştır. Batı kültürlerinde savaş daha çok öznel bir kurgu olarak aktarılırken, Doğu toplumlarında ise daha kolektif, daha spiritüel bir anlayışla sunulmaktadır. Hatta toplumdan topluma savaşı algılama biçimleri farklıdır. Bazı savaşlar liderlerle anılmıştır, bazıları asırlar kapatıp çığırlar açmıştır, bazıları insanların yaşamında kapanmayacak derin izler bırakmıştır, bazıları da hiç bitmemek üzere durmadan sürer gider.


Uluslararası ilişkiler disiplinin ortaya çıkışının temel nedenlerinden biri toplumlar arası ilişkilerin neden çatışmacı olduğunu sorgulamaktır. İşte bu noktadaki temel sorgulamaların başlıcası, savaşı çözümlemek ve insanoğlunun yüzyıllar boyu çektiği acıları niceliksel ve niteliksel yöntemlerle irdeleyerek barışa giden yolu aramaya çalışmaktır. Nitekim savaşa son vermek adına barış düzenlemelerinden yola çıkarak idealist-realist paradigma tartışmalarıyla başlayan Wilson-Carr çekişmesi bile uluslararası ilişkiler disiplininin Siyaset biliminden ayrışmasını kolaylaştırmıştır. Sosyal olgu olarak savaşın insan doğasıyla anlatılması hümanist ve bireyselci ihtiyacı Batılı düşünce kaynaklarında sıklıkla karşımıza çıkan bir durum iken, daha kolektivist mantığa sahip Doğu düşüncesi ahlak, etik, estetik ve doğal uyum içerisinde değerlendirmeyi tercih etmektedir.


Barış ne yazık ki hiçbir zaman uluslararası ilişkiler kuramcılarının çoğunda öncelikli araştırma teması olamamıştır, çünkü uluslararası sistemdeki değişim arayışı, çoğu zaman devamlılık mantığına ters düşmüş ve etkisiz kalmıştır. Savaştan yola çıkarak barışı tanımlamak, tartışmak ve inşa etmek, ister istemez değişen uluslararası sistem şartlarında savaşın ve ona bağlı olarak barışın dönüşümünü ele almayı gerektiriyor. İşte bu araştırma çalışmamızla, Türkçemizde önemli bir eksikliği gidermeyi istiyoruz. Planlaması ve yazılmasıyla iki buçuk senelik bir çalışmanın ürünü olarak sizlere sunduğumuz Savaş Kuramları – Temel Düşünürler ve Yaklaşımlar başlıklı kitabımız kıdemli ve genç akademisyenlerimizi ve araştırmacılarımızı bir araya getiren bir proje oldu. Kimimiz İstanbul’dan, Ankara’dan bu çalışmaya katıldık, kimimiz bu proje sürecinde doktor olduk, kimimizin ailesi genişledi ve hepsinden de önemlisi çalışkan, sabırlı, dayanışmacı ve dinamik bir ekiple sizlere bu çalışmayı sunmak istedik.


Savaş Kuramları Temel Düşünürler ve Yaklaşımlar çalışmamız savaşa dair bir tarih kitabı formatında hazırlanmamıştır; tam aksine savaşı farklı açılardan anlamak için düşünürlerin yaklaşımını bir araya getiren bir kılavuz kitap olarak tasarlanmıştır. Dolayısıyla farklı düşünürlerden ve kültürlerden yola çıkarak savaşa olan bakış açılarının bir harmanlamasını yapmak istiyoruz. Bunu yaparken de uluslararası ilişkiler disiplinine Türkçe literatür katkısında bulunmak arzusundayız. Akademik literatürde uzmanlık alanında bağlı olarak Türkçemizi geliştirmek için uluslararası akademik teamüllere uygun olarak diğer sosyal bilimler branşlarından terminolojik destek almak (ekonomi, siyaset bilimi, iletişim, sosyoloji, vs.) çabasına girdik. Savaş gibi karmaşık bir konuyu tek bir teknik dille anlatmak yeterli değildir. Bu çabamızı ortaya koyarken özellikle İngilizce terminolojiyi de aktarmaya özen gösterdik, çünkü Türkçemizde yer alan birçok kuramsal çalışmada farklı terminolojik girişimlerle bir anlaşılmazlık sorunu karşımıza çıkıyor. Bu sorunu aşmak için uluslararası teknik literatürü de aktarmanın böylesi kapsamlı bir çalışmada zorunluluk olduğunu düşündük.


Türkçemize akademik katkının ötesinde bu çalışmamızla sizlere geniş bir kaynakça olanağını da sunmayı amaçladık. Gerek ilgili düşünürlerden yola çıkarak gerekse ele aldıkları temaların ve tartışmaların çerçevesini aktararak bu konularda uzman olanları ve olmak isteyenleri yönlendirmek istedik.


Kitabımız, Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler doktora programında yer alan Savaş Kuramları dersinden ilham alarak başlamış bir çabanın ürünüdür. Konuya ilişkin Türkçe kuramsal literatürün sınırlı olması bizlere böyle bir ihtiyacı hissettirmiştir. Dolayısıyla davranışsalcı bir çalışma metoduyla, sadece güvenlik ya da realist eksenlere odaklanmadan, çoğulcu görüşlere açık, dinamik ve genç akademisyenlerle yola çıkarak savaşı tanımlama ve tartışma adına eserleri ve görüşleriyle destek vermiş, çığır açmış ve entelektüel bir miras bırakmış düşünürler ve kuramcıları bu kitabımızda ele almak istedik.


Bu çerçevede kitabımız üç kısımdan oluşmaktadır. Öncelikle birinci kısımda Antik çağlardan yakın çağlara kadar uzanan tarih dilimine damgasını vurmuş, savaş ve strateji konusunu ele almış temel düşünürleri Klasik tartışmalar: Mutlak Savaş ve Stratejik Düşünce başlığı altında yer vermeye çalışıyoruz. Bu kapsamda bu düşünürleri detaylı olarak inceleyen ve tartışan akademisyenler ile araştırmacıları da ele almak istiyoruz. İkinci kısım çerçevesinde modern düşüncelere odaklanarak, Gelenekselcilikten Davranışsalcılığa; Sistem, Devlet ve Savaş başlığıyla, 20. yüzyılın ikinci yarısında, özellikle de Soğuk Savaş yıllarında realizm ve davranışsalcılığın ağır bastığı, gelenekselci görüşlere odaklanan ve tartışan düşünürleri incelemekteyiz. Üçüncü kısımımız tamamen farklı bir açıyı ele almaktadır: Savaşın Bilimsel Etüdü: Nedenler ve Korelasyonlar başlığı altında J.D. Singer ile başlayan salt davranışsalcı bakış açısıyla savaşın nedenselliğinden yola çıkarak süreci analiz eden ve kantitatif modellendirmelere yer veren düşünürleri ve araştırmacıları kapsamaktayız. Bu çerçevede Oyun teorisinden rekabete, Demokratik barıştan uluslararası krizlere kadar uzanan farklı kuramsal yaklaşımlarla günümüz akademik dünyasının tartışmalarını ve araştırmalarını sizlere aktarmak çabasındayız.


Düşünürlerden yola savaşı ele alırken, şu konuyu da özellikle sizlere sunmaya özen gösterdik. Savaş tek bir halkın ya da ulusun yaşadığı bir olgu ya da olay değildir. Kültürlerarası geçişkenlik dünya politikasının önemli bir realitesidir. Bu noktadan hareketle, düşünürlerimize dair araştırma metinlerine ek olarak farklı kültürlerin savaşa bakışını da incelemeye çalıştık. Bunu yaparken de özellikle Türkiye gerçeğini ve tarihini de vurgulamak istedik. Kendimize de ayna tutmadan bilimsel evrenselliği yakalamamız mümkün değil. Uluslararası ilişkiler disiplininde baskın olan kültürlerin dışında da bir dünya söz konusu; olabildiğince onları da ek metinler ve kutucuklarla kapsamaya çalıştık. Eksikliklerimiz muhakkak olmuştur ve değerlendirmelerinize her zaman açığız.


Bu uzun soluklu derleme çalışması hiç kuşkusuz tek başına yapılabilecek bir girişim değildi. Bu uzun yolda bana fikirleriyle, sabrıyla, eleştiril ve değerlendirmeleriyle, grafik tasarımlarıyla, hazırladığı kutucuklarla, hepsinden de önemlisi hiç eksilmeyen gülümseyen desteğiyle, editör yardımcısı olan asistanım Özden Selcen Sarı’ya teşekkürlerimi aktarmayı borç bilirim. Kahveli çaylı düzeltme çalışmalarının anısına böyle bir çalışmayı beraber hazırladığımız için çok mutluyum. Öte yandan projenin hazırlanması, metin kontrolleri ve ek metinlerin yazılması aşamalarındaki desteği nedeniyle eski doktora öğrencim Dr. Bilgehan Emeklier’e de şükranlarımı dile getirmek istiyorum. Teknik açılardan farklı bir görsellik çizgisine girdiğimiz bu çalışmada bana teknik bilgileriyle yön veren eğitim alanındaki meslektaşım Serkan Solmaz’ı da burada anmadan geçemeyeceğim ve kitabın son aşaması onsuz olamazdı. Son olarak da Liberte Yayınları bağlamında teknik ve düşünsel açılardan bana her türlü çalışma kolaylığını sağlayan ve destek veren değerli meslektaşım Doç. Dr. Hasan Yücel Başdemir’e, dizgi aşamasında yarattığı harikalarla ve istemlerime karşı sabrıyla Yeter Baysal’a ve konumuzu en güzel şekilde yansıtan kapak tasarımıyla Muhsin Doğan’a çok müteşekkirim. Sizler olmadan bu çalışmayı Türk bilim hayatına adayamazdık.


Önsöz yazımızı yine John Steinbeck’in yukarıda sözünü ettiğim kitabındaki şu sözleriyle bitirmek istiyorum:

Bir varmış bir yokmuş, eskiden bir savaş varmış.

Item 1